Mehmet Uslu - Araştırmacı, yazar., Bodrum'un son bilgesi

m.uslu

Mehmet Uslu (d. 1928 Akyarlar (Kemer), ö. 20 Ocak 2010 Bodrum) araştırmacı, yazar.
Mehmet Uslu büyük bir öğretmen ve araştırmacı bir yazar olmanın yanı sıra besteci, tarihçi ve müzisyendir.
Mehmet Uslu, Bodrum Belediyesi Kültür Sanat Yayınları olarak basılarak dağıtılan "Bodrum Türküler, Öyküleri ve Musikişinasları" kitabının da derleyicisi ayrıca, Bugüne dek "Yerden Gökten Bodrum Şiirleri", "Sevgi Şiirleri", "Ege Çocukları", "Ağa Kızı Severse" gibi kitapların yazarıdır.
Aksu Köy Enstitüsü'nün son mezunlarından biri olan Mehmet Uslu 'Bodrum, Türküleri, Öyküleri ve Musikişinasları' adlı bu olağanüstü kitabın önsözünde türküleri derlediği insanların adını anarken, eski bir Bodrum deyişini de yinelemişti: 'Ye pavayı, kaldır havayı.'
Bodrum'un son bilgesi Mehmet Uslu, her şeyin zamana yenik düştüğü bu dünyada Bodrum, Milas, Muğla ve Datça'nın köylerinde, ev ve kahvelerde sözlü tarih çalışmaları, derlemeler yapmış, insanlara bilgilerini aktarmaktan hiç vazgeçmemiştir.
Bodrum türküleriyle manilerini, anı ve notalarıyla, müzik ve dil bakımından aslına uygun olarak derlediği "Bodrum Türküler, Öyküleri ve Musikişinasları" kitabında 'Çökertme' türküsünün gerçek öyküsüne, 80 kişi ile sözlü tarih çalışması yaparak yer vermiştir. Türkünün kahramanlarından gerçek ismi Hevse (Hafize) olan Çakır Güssün'ün de yaşlılığında çekilmiş bir fotoğrafını bu kitapta görmek mümkündür.

Kaynak Wikipedia Mehmet Uslu

Aşağıdaki çalışmayı nurlar içinde yatsın Mehmet Uslu ile görüşerek sitesinde izleyicilerine aktaran sayın Mehmet Vuran'ın çalışmalarıdır. Kendisine buradan teşekkür ediyoruz.

Saygılarımızla

TurgutreisRehberi      

*Yazarımızın ailesinden herhangi bir hak ihlali uyarısı gelirse gereği yapılacaktır.


Bodrum Hakimi Türküsü

Bodrumlular erken biçer ekini
Feleğe kurban mı gittin Bodrum Hakimi (2)

Nasıl astın Hakim hanım ipe kendini
Altın bıçak gümüş makasile doğradılar tenini (2)

Hakime hanım senin adın Mefharet Tüzün
Ağlaya sızlaya uğurladık yazın (2)
(Fermenlara yazmışsın kabrimi çiflime kazın) (2)

Nasıl astın Mefharet hanım şu genç yaşında
Çifte tabipler dolaşır cenazenin başında (2)

Hakime hanımın memleketi Kütahya Tavşan
Hakime hanım sen eyledin bizleri perişan 
1. (Bodrumlu'ları) (2)

Nasıl astın Bodrum Hakimi ipe kendini
Destere ile doğradılar gülden beyaz tenini (2)

Şoför cenazeyi çarşılara dolandır
Fani dünya hayatımız hepimize yalandır (2)
(Hakime hanımın türküsünü besteleyen Yeniköy'lü cümbüşçü oğlandır)(2)


Nasıl astın Bodrum Hakimi ipe kendini
Çifte doktorlar doğradı gülden beyaz tenini (2)


Bodrum Hakimi Türküsünün Hikayesi

Bodrum Hakimi Mefaret Tuzun-b Bodrum Hakimi Mefaret Tuzunbodrum-hakimi 40604

Intihar eden Mefaret Hanim'in öyküsü yarim asirdir filmlere konu oldu, türküsü Bodrum ve Milas yöresinin dilinden düsmedi ama kimse "gerçegi" bilemedi. Bodrum Hakimi, simdi, Tolga Çandar'in çikardigi "Türküleri Egenin 2" albümüne adini verdi. Iste size birden fazla gerçegi olan yasanmis bir öykü.

Bodrumlular erken biçer ekini
Felege kurban mi gittin
Bodrum Hakimi

Türkiye'nin ilk kadin hakimlerindendi Bodrum Hakimi. Tek görev yeri Bodrum degildi elbet, ama Bodrumlular onu öyle sevmislerdi ki... Bu dürüst, gözüpek, "erkek gibi" hakim hanima saygiyla karisik bir sevgi duyuyorlardi. Aslen nereli oldugu önemli degildi, "Bodrum Hakimi" idi o.

"Mefaret Tüzün (Bodrum Hakimi) Tavsanli 1906 - Bodrum 1954
Türkiye'nin ilk kadin hakimlerinden olan Tüzün, 24 Eylül 1951 yilinda Bodrum'da göreve basladi. Kesiflere at sirtinda gidip gelen hakime hanim, cesurlugu ve girisimciligiyle kisa zamanda yöre halkinin sevgisini kazanmisti.

1954'te kaybettigi nisanlisinin ardindan Tüzün'ün de beklenmedik ölümü, Bodrum'da büyük üzüntü yaratti. Bodrumlular, Hakim'e olan sevgilerini adina bir türkü yakarak yasatmaya çalismislardir".

Bodrum'da iz birakanlar takviminde böyle tanitiliyor Bodrum Hakimi Mefaret Tüzün. Hakkinda bundan fazlasini ögrenmek de pek mümkün degil zaten. Denediginiz zaman resmi makamlardan da Bodrum'un yaslilarindan da ayni tepkiyi aliyorsunuz: "Niye soruyorsunuz? Geçmis zaman, ne olmussa olmus bitmis iste, ögrenip de ne yapacaksiniz?" Bodrumlular söz birligi etmisçesine 43 yildir sakliyor Mefaret Hanim'in ölüme götüren sirri.

Mefaret Hanim'in arkasindan halkin yaktigi türküyü yillar sonra seslendirip yeni albümüne alan Tolga Çandar, uzun süre bu sirrin izini sürmüs. Ama zar zor açtigi her kapinin arkasinda birbirinden farkli öyküler çikmis karsisina.

Bunlardan bir tanesine göre, Hakim Hanim Bodrum'da bir gence idam cezasi vermis. Bunun üzerine çocugun agabeyi onu kaçirip Turgutreis'in karsisindaki Çatal adalarinda tecavüz etmis. Bundan çok etkilenen Mefaret Hanim da dönüste kendisini öldürmüs.

Anlatilan diger öyküler ise ayrintilari farkli olsa da Mefaret Hanim'in ölümünün arkasinda bir ask oldugu yolunda. Bunlardan biri, "Bodrum Hakimi" filmine de konu olan öykü. Türkan Soray'in bütün azametiyle canlandirdigi muhtesem hakim hanimin hiçbir zor karsisinda egilmeyen basi sonunda bir aska yenik düsüyordu. Ya sevdigi adama ölüm cezasi verecekti, ya da... Ikinci yolu seçti Bodrum Hakimi.

Su Bodrum'un daglarinda ceylanlar dolasir
Kara haber Mefaret Hanima pek tez ulasir

Bodrum'da siki siki mühürlenmis agizlardan yarim yamalak dökülenler ise, hakim hanimin sevgilisinin filmdeki gibi bir suçlu degil, Bodrum'un savcisi oldugu yönünde. Ama bu askin Mefaret Hanim'i neden intihara sürükledigi konusunda rivayet muhtelif. Karsiliksiz degildi aski besbelli. Ama herhalde evlenemeyeceklerdi.


Ama neden? Savci evli miydi, ya da önce evlilik vaadettigi Mefaret Hanim'i sonra terk mi etti... Büyük olasilikla Bodrumlular pek sevdikleri "hakim hanim"larina böyle gayrimesru bir iliskiyi yakistirmak istemediklerinden susuyorlar bu konuda, takvimlerinde bile "nisanlisi" sifatini kullanmayi tercih ediyorlar.

Mefaret Hanim'in son gecesine iliskin anlatilanlar ise daha da hazin. Milasli Türk sanat müzigi bestekari Zeki Duygulu'nun konseri var o gece. Bodrumlular ciple Milas'in yolunu tutuyor. Mefaret Hanim da aralarinda. Ve o gece konserde bir sarkiyi tam üç kez çaldiriyor:

Uslu dur kadinim çildirtma beni
Ben artik bildigin o ten degilim
Bir baska yagmurla islak mendilim
Yeter artik aglatma beni
Uslu dur kadinim çildirtma beni
Dökülmüs yapragim, sararmis güzüm
Çigli kirpiklerle yaslidir gözüm
Bu gurbet ellerde ben bir öksüzüm
Yeter artik aglatma beni
Uslu dur kadinim çildirtma beni

Bu konser Bodrumlular'in Mefharet Tüzün'ü son görüsü oluyor. Tolga Çandar o gece kendini asan hakim hanimin ölümünün Bodrum'da ne büyük bir üzüntü yarattigini annesinden dinlemis. O zamanlar henüz çocuk olan annesi tarlada çalisirken gelen ve mola veren otobüsü ve üstündeki cenazeyi hiç unutmamis. Yillarca ne bu öykü düsmüs dilinden ne de Bodrum Hakimi'nin türküsü.

Hakim Hanim'in memleketi Kütahya Tavsan
Hakim Hanim sen eyledin bizleri perisan

Bu Kütahya konusu da ayri bir muamma. Takvimde de türküde de Mefharet Hanim'in Tavsanlili oldugu söylense de bunun asli yok gibi. Tavsanli kaymakamiyla konusan Tolga Çandar Hakim Hanim'in bir süre Tavsanli'da görev yaptigini, tipki Bodrum'daki gibi yöre halki tarafindan çok sevildigini, giderken de gözyaslari içinde konvoylarla ugurlandigini ögrenmis. Mefharet Tüzün'ün gerçekte Tekirdagli oldugu saniliyor.

Çandar, kendisini çocuklugundan beri derinden etkileyen bu kadinin pesini birakmamaya kararli. Elinde Bodrum kaymakamligindan zar zor edindigi sararmis bir fotograf var. Hakim'in sevgilisi oldugu söylenen savciyi aramis, bulamamis, akrabalarina sormus, ögrenememis, simdi Adalet Bakanligi'nda arastirmalarina devam ediyor. Bu arada da hiç olmazsa bir türküyle bu talihsiz kadina bir selam gönderiyor.

Türkü, Bodrumlular'in yaktigi bir agit ama Milasli radyo sanatçisi Nazmi Yükselen onu TRT repertuvarina girecek sekilde düzenlemis ve 60'li yillarda plaga okumus. Isin ilginç yani, Tolga Çandar Yunan adasi Kos'ta da dinlemis bu türküyü. Hemen sormus "bu ne?" diye, "karsida yasanmis bir öykü" demisler. Simdi Tolga Çandar'in sesiyle yeniden hayat buluyor "Bodrum Hakimi"nin öyküsü. Çok sade, tek bir baglamayla, kirk yil uzaktan yürekleri daglamaya devam ediyor:

Nasil astin Mefaret Hanim ipe de kendini
Altin makas gümüs biçak ile dogradilar tenini

Teşekkürler

Karaova Düğünü

KARAOVA DÜĞÜNÜ-Karaova ağzıyla

Garaovaya geldim güle oynaya
Aziz arkadaşımı eve koymağa
Acımadın mı Murat beni furmağa
Al kanların içinde gabre koymağa

Furma Murat yakışmaz senin şanına
İnsan eniştesinin kıyar mı canına
(İnsan iniştesinin gıyar mı canına?)
(Adam iniştesinin gıyar mı canına?)

Garaova düğünü gece guruldu
Varır varmaz güveyin adı soruldu
Pehlivanlar meydana çıktı soyundu
O zaman Hacı Gümüşoğlu furuldu

Furma Murat yakışmaz senin şanına
İnsan iniştesinin gıyar mı canına?
(Gıyma Murat yakışmaz senin şanına)

Anneme söyleyin beni yıkatsın
Al atımın gemini garım bağlatsın (Gır atımın gemini garım bağlasın)
Bir oğlum var yerim yadigar galsın (Bir oğlum var gömleğim yadigar galsın)
Beni hatırladıkça baksın ağlasın

Otumafiller geldi kapıya da dayandı
Sol yanıma giren hançer galbe dayandı
Gece gitdim ovaya
Ahbaplarım uyandı

Furma Murat yakışmaz senin şanına
İnsan iniştesinin gıyar mı canına?

------------------------------------

KARAOVA DÜĞÜNÜ -Bilinen Hali

Karaova’ya vardım güle oynaya,
Aziz arkadaşımı güvey koymaya.
Acımadın mı Murat beni vurmaya,
Al kanlar içinde kabre koymaya.

Vurma Murat yakışmaz senin şanına,
İnsan eniştesinin kıyar mı canına.
Karaova Düğünü gece kuruldu,
Varır varmaz güveyin adı soruldu.

Pehlivanlar meydana çıktı soyundu,
O zaman Hacı Gümüş oğlu vuruldu.
Vurma Murat yakışmaz senin şanına,
İnsan eniştesinin kıyar mı canına

TÜRKÜNÜN HİKAYESİ

1925 yılında, Muğla’nın Kafaca Köyünden Hüseyin Hacıgümüş, birinin kendisine sövmesine hazmedemeyince onu kayını Murat’a şikayet ederek öldürmesini istemişti. Murat, eniştesinin isteğine uyarak köy kahvesinde kağıt oynamakta olan bu kişiye yaklaşıp, onun yaptığından daha fazla küfürler ederek, ağzını da açtırmış;

-“Na böyle küfredilir” diyerek tabancasını boşaltmıştı. Murat bu hadiseden aldığı ağır cezayla Muğla Ağır Cezaevi’nde yatmaktayken bir gün;
-“Arkadaşlar, Ramazan geldi. Tutacağınız oruç için masraflar benden” diyerek eniştesi Hüseyin Hacıgümüş’ü çağırtmış;
-“Bir hafta sonra Ramazana bir gün kala bana biraz ramazan yiyeceği ve içeceğiyle beş yüz lira para getireceksin” demiş. Hüseyin Hacıgümüş de buna olurunu bildirip, hazırlığını yaparak gelirken, çok sıkılan bir arkadaşını görüp, bir haftalık süreyle ona beş yüz liranın yarısını vermiş ve durumu Murat’a anlatmış, Murat eline aldığı parayı yırtıp yırtıp atmıştı.
“Bir daha benim yanıma gelme, eniştem meniştem yok benim” diyerek onu kovmuştu. Bu kovuşun asıl nedeni, babasının eniştesine daha çok mal vermesiydi. Açıkça olmasa bile, onu elinde olmayarak kıskanıyordu. Hüseyin Hacıgümüş kayınının bu hareketine çok üzülmüş, bir daha ona gelmemiştir. Aradan zaman geçmiş, Murat afla hapisten çıkmış, eniştesi Hüseyin Hacıgümüş'le de barışmışlardı. Onlar birgün, Bodrum’un Karaova Nahiyesinin, Çömlekçi köyünden Hacı Musatafa’nın oğlu Veysel Ayhan’ın düğününe aldıkları davete uyarak Kafaca’dan yola çıkmışlardı. Onlar, Milas’a gelince oradaki dostları Süvari Hakkı’ya uğramışlardı. Hakkı onlara; “tabancalarınızı götürmeyin aban bırakın” deyince, onlar da tabancalarını orada bırakmışlar ve düğüne gelmişlerdi. (2) 9 Mart 1944’de (5) Çarşambayı Perşembeye bağlayan akşam Osman Ayhan’ın evinde içki içiyorlardı. Osman Ağa, Hüseyin Hacıgümüş buraya gelsin diye çağırmak üzere, Hüseyin Ata’yı gönderir. O (Hüseyin Hacıgümüş) , “gelen kim?” Der. Osman Efendi, “o bizden” der. Geliş nedenini öğrenince de “Osman buraya kendisi gelsin” Der. Hüseyin Ata, elindeki telli fenerle döner, feneri Osman Ağa’ya verir. Sonra, düğün alanına gelen Hüseyin Hacıgümüş, oradaki çalgıcıyı kolundan tutup, birlikte gelin diye Osman Efendinin evine gönderir. Hüseyin, eniştesini göremeyince de kızmıştır.
Eniştesinin gelmekte olduğunu öğrenen Çolak’ın Murat, pehlivanları güreşe çıkartmıştı. Sazköylü pehlivan Körpez Mehmet, ortada çalımlı pehlivan hareketleri yaparken, düğün alanına yeni gelen Hüseyin Hacıgümüş, “Durun arkadaşlar, biz de bir yere oturalım da, güreş o zaman başlasın” der. Hüseyin Ata ortaya kanepe koyarken, yukarıdan inen Murat, sağ eliyle Hüseyin Hacıgümüş’ün yakasını tutarak, sol eliyle de ceketinin yeninden çıkardığı bıçakla eniştesi Hacıgümüş’ü vurmuştur. Karnından ve kasığından yaralanan kanlar içindeki Hacıgümüş, Murat’a; “Ulan alçak, beni buraya vurmak için mi getirdin, ben senin enişten değil miyim?” demişti. Osman ağa ve orada bulunanlar, Hacıgümüş’ü kaldırıp Çakıroğlan’ın (Mehmet Özçakır) evine götürmüşlerdi. Hacıgümüş orada öğürmeye ve kan kusmaya başlamıştı. Onu Muğla’ya götürecek araç için Karaova Nahiye merkezine giden bir kişinin iki saat kadar sonra geç getirdiği bir araçla, Muğla’ya gönderilen Hacıgümüş, sonra ölmüştür. O zaman düğün evinde kalan Murat;
-“Arkadaşımın düğününe gelmiştim, düğün bozuldu. Sabahleyin tekrar güreşe başlayalım” demiş. Güreş yapılırken Murat, daha önce orada olan Akif Çavuş tarafından tutuklanıp götürülmüş, bu suçundan da yine aftan yararlanarak kurtulmuştur. (1)
Hüseyin Hacıgümüş’ün oğlu, düğünü sırasında, hasta yatmakta olan Murat’ın kapısı önünde kinaye olarak çalgıları çaldırtırken, Murat;
-“Ah, ben niden yapmışım bu işi” diye ağlamıştır. (3)
Hüseyin Hacıgümüş’ün hem de eniştesi tarafından öldürülmesi olayına çok üzülen Karaova Yeniköy’den Mustafa Bacaksız tarafından da bu türkünün bestesi yapılmıştır.
Hüseyin Hacıgümüş’ün hem de eniştesi tarafından öldürülmesi olayına çok üzülen Karaova Yeniköy’den Mustafa Bacaksız tarafından da bu türkünün bestesi yapılmıştır.

Çökertme

Çökertme'den çıktım da Halil'im
Aman başım selâmet, 
Bitez de Yalısına varmadan Halil'im
Aman koptu kıyamet.Arkadaşım İbram Çavuş
Allah’ıma emanet,

Burası da Aspat değil Halil'im
Aman Bitez Yalısı,
Ciğerime ateş saldı,
Telli kurşun yarası.Güvertede gezer iken
Aman kunduram kaydı,
İpekli mendilimi Halil'im
Aman Mor Rüzgâr aldı.Çakır da gözlü Gülsüm'ümü
Aman Çerkez Kaymakam aldı

Gidelim gidelim Halil'im
Çökertme'ye varalım,
Kolcular gelirse Halil'im
Nerelere kaçalım. Teslim olmayalım Halil'im
Aman kurşun sıkalım

TÜRKÜNÜN HİKAYESİ

Memleketin keşmekeş içinde olduğu, işgal ordularının yurdu parsellediği yıllardı.Ege ‘de Yunan var.Eli silah tutan tüm gençlerin bellerinde pistov, ellerinde Rus filintası, sırtlarında yatakları, dağları, taşları, ovaları mesken tuttukları yıllar...Küçük Menderes ‘ten, Köyceğiz’e, Denizli ‘den Bodrum’a her karış toprakta onların alın teri.

Bir yandan işgalcilerle boğuşuyorlar, bir yandan da devletin seçip gönderdiği yöneticilerle.Bir yandan düşmanı kovalarken diğer yandan da işbirlikçilerle boğuşuyorlar.İşte o yıllarda Halil adlı yiğit bir delikanlı vardı.Mertti.İyi silah kullanır, üç kuruşluk mevkiye boyun eğmezdi.Çam yarması gibi, kaşı gözü ,eli yüzü düzgün, cesurdu.Yiğitliği de dillerdeydi.Bir de “Bodrum kaymakamı” vardı.Halk düşmanı , astığı astık, kestiği kestik.İstanbul ‘un da gözde adamı.Adına da “Çerkez Kaymakam “ derlerdi.Halk arasında “Kalleş Kaymakam” Bir eli yağda bir eli balda.Sandal sefaları, gece alemleri...Etrafında etek öpenler, fedailik yapanlar...Milletin kıtlıktan kırıldığı günlerde yağlı ballı yemeklerle donatılmış sofralar...

Bir de güzelliği tüm yörenin dilinde Çakır Gülsüm vardı.Bitez yalısında otururdu.Sahilde şipşirin bir köy.Köyün yakınlığından adına “Bitez yalısı” demişler.Herkes güzel Gülsüm ‘ü yiğit Halil ‘e yakıştırıyordu.Gülsüm adı Halil ‘le beraber anılırdı.Bunca dillenen güzellik Bodrum Kaymakamının kulağına da ulaşmıştı.Etrafındaki dalkavuk çömezler kaymakamın kulağını doldurmuşlar.”Gülsüm güzel kız.Saraylara layık.Halil gibi baş kaldırmış bir eşkıyanın eline düşerse yazık olur.Sen evet de on Gülsüm getirelim sana.Zaten Halil dağda, çetelerle dolaşıyor.” diyerek şişirmişler.Amaçları kaymakama yaranmak, hem de çıkarlarına taş koyan Halil ‘e zarar vermek..

Çerkez Kaymakamın ‘ın çok hoşuna gitmiş bu düşünce .Hem güzel Gülsüm’e sahip olacak, hem de büyüklerinin kulağına gitmiş bir efenin nişanlısını kaçırıp daha da yaranacak onlara.Kaymakam Bitez yalısına göndermiş kolcularını.Bir feryat, bir figan sarıp sarmalıyıp götürdüler Gülsüm ‘ü.Gülsüm ‘ün apar topar içine atıldığı sandal kıyıdan uzaklaşmak üzereyken çökertme tarafından hızlı hızlı gelen sandal göründü.Sandalın kürekleri kanat gibi açılıp kapanıyordu.Bir yanda kaymakam kolcularının sandalı bir diğer yanda da Bitez yalısına girdi girecek olan Halil’in sandalı.Yanında en güvendiği arkadaşı İbrahim Çavuş.İbrahim Çavuş asılmış küreklere, Halil ise ayakta gözünü siperlemiş eliyle kolcuları gözlüyor.Millet sahile dökülmüş yürekleri ağzında seyrediyor onları.

Halil’in sandalı uçuyor gibi.İki sandal burun buruna geldi vuruşma başladı.Patlayan silah sesleri.Ve ardından Gülsüm’ün figanı.İbrahim Çavuş’un figanı. İbrahim Çavuş kapanmış sandala haykırıyordu.”Gitti.Yiğit Halil gitti.Vurdular Halil’i.Kalleş Kaymakamın adamları vurdu Halil‘i.

Kolcuların sandalı Bodrum’a hızla Gülsüm ‘ü götürürken, Halil’in sandalı da ağır ağır sahile yaklaşıyordu.Sonra sandaldan çıkardılar Halil’i.Oluk oluk kan akıtordu. İbrahim Çavuş’un kollarında verdi son nefesini.Sonra kalabalığı bir uğultu sardı.Bir hıçkırık, bir gözyaşı seli.Bunların arasından da yanık içli bir ses yükseldi.Ağlayan,ağlatan...

Kerimoglu

KERİMOĞLU (Bodrum – Karaova)
Kerimoğlu inik gelir inişden (2)
(Kerimoğlu (iniyoru) (geliyoru) inişden)
Her yannarı görünmeyor kümüşten (2)
Bağlantı
Kerimoğlu duvarlaadan apladı (2)
Dabancası beşi birden patladı (2)
(Altılı patlak bellerinde patladı)
Bağlantı
Kerimoğlu eşkiyalık ediyor (2)
Oyneveesin zenginnerin yüreği (2)
(Tüp tüp (küt küt) eder zenginnerin yüreği)
Bağlantı
Her yannarı gara duman bürüdü (2)
Çandırmalar alay alay yörüdü (2)
(Gırzerdeliler alay alay yörüdü)
Bağlantı
Fur davılcı davılların inlesin (2)
Kerimoğlu gidiyoo kööleriniz dinnensin(2)
Bağlantı
Haydindik avlıların gazeli (2)
Yollarına çifte gurban kesmeli (2)
Bağlantı
Kerimoğlu duvarlaadan apladı (2)
Selamoğlu silahları topladı (2)

KERİMOĞLU (Pisi = Yeşilyurt)

Öf len de aman da amanın
Şu dağlara yollar var mı? (2)
Oyna da Kerimoğlu
Senden başka bir yiğit var mı? (2)

Öf len de aman da amanın
Karlı dağa çıktım yoruldum (2)
Ben o yarin kaşlarına
Gözlerine furuldum (2)

Öf len de aman da amanın
Kerimoğlu iniyor yerinden (2)
Kim ayrılmış ben ayrılam
Aman nazlı yarimden (2)

Öf len de aman da amanın
Kerimoğlu iniyor inişden (2)
Her yannarı görünmeyor
Kümüşten de kümüşten (2)

Öf len de aman da amanın
Yerkesik ile Çakallık’ın arası (2)
Sol yanında Kerimoğlu’nun
Yarası da yarası (2)

Öf len de aman da amanın
Karlı dağların sandalı da sandalı (2)
Al kannara boyanmış
Kerimoğlu’nun her yannarı her yanı (2)

TÜRKÜNÜN HİKAYESİ

Kerimoğlu Ali (Kocaman) Bodrum’un Karaova bucağına bağlı Pınarlıbelen köyünün Karanlık mevkiinde (1251-1336) yıllarında yaşamıştır. Kerimoğlu Ali, Efece ve dürüst hareketleriyle tanınmış bir çocukluk ve gençlik yaşamını, Karaova’nın Yeniköy’ünden Nizamların kızı Güssün’le evlenerek sürdürüyor. Onun bu ilk evliliğinden de oğlu Murat doğuyor.

Kerimoğlu berberdi, keman da çalardı. Kerimoğlu evliliğinin ilk yıllarında ve 30 yaşındayken yanında Osmancık’ın Hasan, Külcüoğlu ve Oduncuoğlu olduğu söylenen kişilerle, Gökyer’le Akdam arasında, Akdam’a daha yakın olan Köle Damında, Karakütük denilen darı tarlası içinde kurulmuş çardağın üstünde uyuyan Mehmet Ali’nin (Barıtçı) Kerimoğlu’nun dayısının kızına laf atmış olması karısı, Kıllı Kızı Ayşe’nin kendisine istendiği halde verilmeyişi nedeni ile çardağa gelip eşinin başını gamasıyla keserek Ayşe’yi arkadaşına sırtlatıp da götürmeye başlar. Ayşe gitmemek için direnmiş, çabalamasını sürdürünce, bu çabalamayı önlemek için hafifçe dokundurulan gamanın fazlaca saplanmış olmasından Ayşe, kıpırdanışlarını azaltır. Onu Arap kuyusu mevkiinde Eğri Kuyuya 200 metre kadar batıda, Cavır (Gavur) Yıkıkları denilen yerde indirirler. Ama Ayşe fazlaca saplanan gamadan öldürülmüştür. Her 10 Ağustos’ta orada iniltilerin duyulduğu söylenir. (10-15-12) Bazılarına göre (Çünkü bu suçu bir başkasının işlediği ve suçu Kerimoğlu'nun üzerine attığı da söyleniyor, yani bu suçu Kerimoğlu'nun işlediği kesin değildir.Kerimoğlu bu güzel Ayşe’nin ölüsüne temasta bulunduktan sonra onu oradaki böğürtlen ormanı içine bırakıp dağa çıkar. Ayşe’nin saçlarının köpeklerin ağzından alındığı da söylenir. (20-26) Bu hadiseyle ilgili yargı yukarıdaki resmi(¹) üzerinde bulunan eski yazıdan okunmaktadır;
“Kerimoğlu namıyla meşhur olan bu Ali, otuz yaşlarında ve Aydın Vilayeti dahilinde, Menteşe Sancağı mülhakatından Bodrum Kazasına bağlı Karaabat (Karaova) Nahiyesine mazaf askeriyesi ahalisinden olup 93 senesi Recebinin 10. bazarirtesi gicesi müsellihan bir takım avanesiyle beraber mezkür sancak mezakatından Karadere Kariyesi’nde sakin Barutçuoğlu Mehmet Ali’nin hanesini basup merhum Ali’yi gatl ve emval ve eşyasını gasb ettiği ve maktülün zevcesi Ayşe’yi dahi cebren kariyei mezküre civarında vaki ormana götürüp raks etmek için vaki olan teklif ve ibramine mezkürenin saikai iffetle gösterdiği muhalefet üzerine bir sureti gadderenede cebren icrai fili şeni ettikten sonra mezbureyi dahi gatl ve ifna eylediği ihbarat ve emaretle sabit olarak 94 senesinde Menteşa’nın mülga Meclisi temyizi tarafından, onbeş.”

Kerimoğlu Ali ne kadar aransa da bulunamaz. Onu Karaova’nın dağlarında, Sıralavaz’ın ve hatta Muğla’nın dağlarında ele geçirmek o zamana göre çok olanaksızdır. Kerimoğlu Ali’yi birgün Yaka köyünde bir muhabbet sırasında, Gırzerdeliler’in baskınına uğramış görüyoruz. O, yanındaki arkadaşlarından Cingen Halil Efe’yle, yapılan baskını sonuçsuz bırakıp kaçıyor. Fakat Gırzerdeliler peşini bırakmıyor. Kerimoğlu onları Yaka köyünün kuzeyindeki yel değirmenlerine yakın yamaçlarda siperlere kapanarak pusuya düşürüp, geriye kaçmaya sebep olan karşı baskını yapıyor. Bu baskında ölen Kör Bayram’ın mezarının bulunduğu yere hala “Bayram Mezarı” denilmektedir. (19) Kerimoğlu Ali’nin büyük bir desteği yenice büyümeye başlayan Süleyman (Mariz Zeybek), meteliği bile vuran bir delikanlı, bir Efe olarak o günlerde kardeşine yardımcı oluyor. Her iki kardeş Efe de arandıkları bir gün, köyün muhtarı olan dayıları Topal Hasan’ın karısını (Basma Kızı) evlerine çağırıp, Süleyman’ın karnına hamur vurduruyorlar. Mariz Zeybek’in karın ağrıları çekmesi, ona bu adın (Mariz) verilmesine neden olmuştur. Köye Kerimoğullarını aramak için gelen zaptiyeler muhtarın evine geldiklerinde, hamur vurmaya gittiği yerden dönen Basma Kızı bir densizlik edip hamur vurmaya gittiği yeri ağzından kaçırınca, zaptiyeler Topal Hasan’ı da yanlarına alarak Kerimoğullarının evini sarıyor. Muhtar Hasan eve biraz yaklaşarak; “Ben dayınızım, evi zaptiyeler sarmıştır. Teslim olun, kaçmaya kalkarsanız vurulacaksınız, eğer teslim olursanız ben sizi kurtarırım” diye seslenmiş ama Kerimoğulları bunu dinlemeyerek kaçmayı başarmışlardır. Bu kaçma başarısında, iri vücutlu, geniş Efe yapılı Kerimoğlu Ali ve kardeşini öldürmeye kıyamadıkları da söylenir. Yalnız, arkalarından pek çok atış yapılmıştır. Bu atışlar esnasında, “Gelin Öldü” denilen yerde Mariz Zeybek vurulmuş (6), başı kesilerek Bodrum’a getirilmiş, sırıkta cadde ve sokaklarda gezdirilmiştir. Mariz Zeybek’in başsız vücudu da Kerimler Tepesi’ne(*) taşınmış, ancak üç gün sonra gömülebilmiştir. Bu üç gün onu beyaz bir köpeğin beklediği, ölünün kalkmasından sonra da gözden kaybolduğu söylenir. Mariz Zeybek’i vuran Tepecikli Gara Zeybek’e Kerimoğlu ilendiği için, bu sülaleden kimse kalmadığı da söylentiler arasındadır.

Kardeşinin vuruluşunun ertesi günü, Kerimoğlu Ali’nin küçük kardeşi İbrahim’le Muğla dağlarında görülmesine, bu kadar yolu bu kadar kısa zamanda nasıl geldi diye herkes hayret etmiştir. Kerimoğlu Ali Pisi’ye (Yeşilyurt) sık sık gelirdi. Burada akrabaları vardı. 
(Konar göçer yaşayışları sırasında) Kerim’in oğlu Kerim ve kardeşi ilk kez, Mariz Zeybek’in gömüldüğü (Karaova-Pınarlıbelen Köyü Karanlık mevkiindeki) Kerimler Tepesine konmuşlar. Bir dahaki sefer aynı yere gelişleri sırasında kardeşi Hüseyin Pisi’de kalıyor. Onun oğlu Hüseyin ve Eyüp Zeybektir. Eyüp Zeybek Çakallıktaki bir düğüne davet edilip, düğün evinde kaldığının ihbarıyla Fethiyeli Arap İsmail Çavuş tarafından 100 sene evvel vuruluyor. Eyüp Zeybek’e, sevgilisiKerimoğlu havasını yakıyor.(9) Kerim de Hüseyin’den ayrı, Kerimler Tepesindeki yurtlarına konmaya devam ediyor. Muğla dağlarında gezerken, Köyceğiz postasını vurup, kardeşi İbrahim ve Karasulu Zeybekle, Gabalılar köyüne, Goca Gabalı yörüğün evine misafir geliyor. Kerimoğlu Ali’ye ziyaret için gereken yapılıyor. Uyku zamanı gelince, iki Kerimoğlu kardeşin arasına Karasulu Zeybek yatıyor. Kerimoğlu Ali henüz uyumamış, kardeşi İbrahim uykuya dalmışken, Karasulu Zeybek, Goca Gabalı’nın kadınını ayağıyla türtüyor, kadın öbür tarafına dönüyor. Bunun birkaç kez tekrarlandığını anlayan Kerimoğlu Ali; “İbrahim kalk” diyor. İbrahim silaha sarılıp kalkıyor. “Bir şey yok, gidelim” diyor Kerimoğlu Ali ve dışarı çıkıyorlar. “Ne Efe?” diye sorunca, Efe durumu anlatıyor. İbrahim; “Öldürelim” diyor. Kerimoğlu Ali; “kurşun telef etmeyelim, azat edelim” (23) deyip oradan ayrılıyorlar. Sonra yanındaki kırk kişilik toplulukla Çamarası’na gelip, dayısı Muhtar Hasan’dan intikam alıyorlar.(11)
Dayısı Topal’ın Muhtar Hasan’ı incir ağacına asıp, “sen kardeşimin ölümüne sebep oldun, sen bizi ele verdin, ben şimdi senin derini yüzüp içine saman depeceğim” derken yetişen kardeşlerinin yakarmalarına dayanamayıp, onun ayağını topal ederek salıveriyor. Karannık’a gelirken önlerine gelen Basma Kızı’nın da boynundaki altınları alıp geçiyor. (11)

Kerimoğlu Ali yaşantısını Bodrum’un ve çoğunlukla da Karaova’nın dağlarında sürdürürken, yakalanması becerisini kimse gösteremiyor. Birgün, sonradan Kel Mülazim denilecek bir asker, “bana bir mülazim elbisesi verirseniz onu sağ salim getiririm” diyor. O, verilen elbiseyi giyip dağlara çıkıyor ve günlerce dağlarda dolaşıyor. Kel Mülazim; “oğlum Ali, gel teslim ol seni İzmir Kalesine vali yapayım” diye ünlüyor (bağırıyor). Bu sesi Karaova’nın dağlarında birçok kez duyan Kerimoğlu Ali Efe, yanındaki arkadaşlarına gitme niyetini söyleyince, onlar karşı çıkıyorlar. Nihayetinde Ali Efe onları dinlemeyip; “varayım gideyim, İzmir Kalesine Vali olayım, si.imin tepesinde kehle (bit) kırayım” diyor.(14)

Kel Mülazim’e bu başarısından dolayı Mülazim elbiseleri gerçekten verilip ödüllendirilmiştir. Kerimoğlu da önce Aydın, sonra da Muğla hapishanesine gönderilmiştir.

Kerimoğlu Ali ve kardeşi İbrahim’den çok çeken Rumlar, onun Muğla hapishanesine düştüğünü öğrendikten sonra bir gün, Kerimoğlu İbrahim’in Gereme’ye geldiğini duyup, ona gereken yakınlığı göstermiş, hatta ona bir ziyafet de vermişler ama fazla sarhoş ederek öldürmüşlerdi. Bunu hapishanede öğrenen Kerimoğlu Ali Efe çok üzülmüş, intikam almak için Osmancık’ın Hasan’la pencere demirlerini kırarak kaçmıştır.(9) Kerimoğlu Gereme’ye gelip, kardeşini öldürenleri ve yakınlarını toplatıp bir urgana bağlattığı bu 18 kişiyi yan yana sıralayıp kurşuna diziyor.

Bir gün, Hacı Emiroğlu tahsildar Hüseyin Etrim’deki evinde kahve pişirirken, “hoş geldin demedin ve kaçak adamdan vergi almak istedin” diyerek onun kulağını kesmiştir.(1-3-10-15)

Sonra yine yakalanan Kerimoğlu, daha önce de kaldığı Aydın hapishanesine gönderiliyor. Bu hapishanede sözünü herkese geçiren, “Gece Guşu” ismiyle tanınan Hüseyin Zeybek’le karşılaşıyor. O, Kerimoğlu’nu hiçe sayarcasına alaylı konuşmalarda bulunmuş, “sen önce üzerindeki biti temizle” dediği bir sırada da, izzeti nefsiyle oynanan Kerimoğlu buna dayanamayıp, ayağına bağlı olan 60 okkalık pranga zincirini kaldırıp Gece Guşu’nun başına vuruyor ve hıncını alıyor. Onu böylece öldürmesinden sonra da İzmir hapishanesine sürgün ediliyor.

Kerimoğlu, İzmir hapishanesine gelince, oradaki cezalılara karşı Efelik otoritesi sürdüren bir Ermeniyle çatışmaya yöneltiliyor. Oranın hapishane müdürü onu çağırıp;
-“ Bu Ermeni herkesin başına bela kesildi burada, ona söz de dinletemiyoruz, onu ancak sen haklayabilirsin, şimdiye dek kimse bu işi beceremedi, eğer bu işi sen becerebilirsen, cezan hafifleyecek, çok çok azaltacağız ve seni koruyacağız” der. 
Kerimoğlu da, işin içinde kurtulma ümidi olduğu içindir, olmaz diyememiş. Ondan sonra Ermeni’nin neler yaptığını incelemeye başlamış. Onun haksız hareketlerine sabretmesini de olanaksız bulduğu için;
-“ Avenoz, berberhaneyi, marangozhaneyi ve hamamı haraca kesmişsin, bu da yetmiyormuş gibi yeni gelenlerden ayakbastı parası istiyorsun, sen de onlar gibi Anadolu’dan geldin, niçin onlara eziyet verirsin” deyince, O;
-“Sen misafirsin, sıra sana da gelecek üç gün sonra” demiş. Kerimoğlu’na, “yak şu sigarayı bana” deyince, “arkadaşlıkta böyle olur” diye sigarasını yakıvermiş Kerimoğlu. Avenoz, sonra yine Kerimoğlu’na; “Kalk git arak buradan” deyince, Kerimoğlu; “Beni sen kaldıramazsın buradan, beni buradan ancak Allah kaldırır” diye yanıt vermiştir. Kerimoğlu’nun bu hareketine çok kızan Ermeni onu çağırarak; “haydi elime su dök” diyerek, küçük su testisini göstermiş. Kerimoğlu da su testisini kaldırırken onu kontrol da yapıp, içinde su olmadığını işini bitireceğini anlayarak, su testisini Avenoz’un başına indirmiş ve başını parçalayarak öldürmüştür. Etrafındakilere, “bu köpeğin başı, bu su testisinden de çürükmüş” diye de söylenmiştir. (6-12-2)

Bu öldürme olayın gerçekleştiren Kerimoğlu’nu, sözde hapislere yakalatıp savcılığa götürürler. Savcı;
-“ Ne yaptın yine” deyince, O;
-“ Hiçbir şey yapmadım” diye cevap verir. Savcı;
-“ Cezan artar” deyince, Kerimoğlu;
-“ Yüzbir, müzbir tanımayacaksınız” der.
Yaptığı bu olaydan aldığı suçtan ayağına güya pranga da takılan Kerimoğlu’nun yanına iki asker verilir. Yol paralarını da alan bu iki kişi onu vapurla Beyrut’a sürgün olarak götürecektir. Hapishane Müdürü;
-“ Seni iki askerle gönderiyorum, Beyrut’a varınca askerler iskelede seni kaybedecekler ve gidip durumu da kaybettik diye bildirecekler, sen o zaman kaçar kurtulursun” demiş. Bu yöndeki uyarısını askerlere de yaptığını söylemiş. Gerçekten de öyle olmuş ama, karakola haber verildikten hemen sonra yakalanmış, Trablusgarp’ta Fizan’ın Murzuk Kalesi hapishanesine 1825’te sürülmüştür. Huzursuz, azılı ve ırz düşmanı kimseler Murzuk’a sürülürmüş. Trablus Kalesinin arşivinde Kerimoğlu için, “şeref kurbanları ile gelenler arasındadır” denilir. (Muhammet el Usta’dan) (17/65-28)

Trablusgarp hapishanesinden de kurtulmanın yollarını arayan Kerimoğlu, Vali üzerinden karaçosuyla geçerken düşürüp, istediklerini yaptırabilmek, sonra da bir filikayla kaçmak için hapishanenin toprak damını inceltmeye başlamış. Fakat bu planları başarıya ulaşmamış. Onların dama açtıkları bu duvardan arkadaşları çıkıp kaçabilmişler ama Kerimoğlu ağır, iri vücudundaki geniş omuzları ile açılan delikten çıkıp kaçamamıştır. Onun, deliği daha da genişletme çabaları yetişip gelenlerce sonuçsuz bırakılmıştır. Sabahın erken saatlerinde yetişen hapishane müdürü, yakalayın şunu deyince, Kerimoğlu;
-“ Onlara acırım, sen gel yakala” demiş. Durumu anlayan hapishane müdürü işi tatlılığa alarak;
-“ Bırakın onu, kendisi odasına geçer” demiş ve öyle de olmuş.

Daha sonra Kerimoğlu yanındaki arkadaşları Ödemişli Musa’nın ve İbrahim’in de yardımlarıyla hapishanenin duvarını delmeye başlamış, buradan da kaçmayı 7 sene 18 günde becermiş.(13-10-24) Durumu haber alan hapishane ilgilileri peşine takılmışlar, yakalamak için çok yaklaştıklarında, kumda açtıkları çukurda gizlenmiş ve takipçilerden kurtulmuşlardır. Sonra uçsuz bucaksız Libya çöllerinde aç susuz giderlerken pek çok tehlikeler geçirmiş ve rastlamış oldukları bir Arap ailesinin yanında iki ay kadar kalmışlardır. Bu Arap ailesinin en çok şaştığı, Kerimoğlu’nun saati olmuştur. Saati göstererek, “tık tık şeytanullah” deyip, korktuklarını açıklamışlardır. Kaçışı sırasında yolu Rodos adasına düşen Kerimoğlu, orada (bazılarına göre Şira adasında) karın tokluğuna çalıştığı, yardımcısı olduğu kahvecinin kızıyla evleniyor. Parasızlık ve gidiş zorlukları nedeniyle geçirdiği buradaki yıllarda iki oğlu ve bir kızı dünyaya geliyor.

İçi sıla ateşiyle yanan Kerimoğlu’nun, “balıkçıların kullandığı, ığrıbı boyamada gerekli olan çam kabuğunun çok bulunduğu yerdir” diye, bir balıkçı kayığıyla Güvercinlik’e gelişini izliyoruz. Kerimoğlu, Efeliği sırasında ele geçirdiği paraları, hapiste bana bakar diye bıraktığı ve en yakını gördüğü halası ve eniştesinin onunla ilgilenmeyişlerinin nedenini sormak için bir akşam karanlığı, halasının kocası Kocayağcı’nın (İbrahim) evine gelivermiştir. Kerimoğlu’nun, eniştesinin evinde gördüğü kalabalığın, yolda gördüğü kalabalığın devamı olduğunu anlaması uzun sürmemiş ve halasının gözyaşları da eniştesinin öldüğünü kanıtlamıştır. Kocayağcılar yıllar geçtikçe korkusunun daha da arttığını şöyle dile getirmiştir; “Allahım, Kerimoğlu gelmeden benim canımı al.” Gerçekten de öyle olmuş. Kerimoğlu’nun gelirken sırttan aşağıda gördüğü kalabalık da onun naşıymış. Kocayağcı’nın Kerimoğlu’nu hiç aramayışı da oğlunun askerlik bedelini verişi ve bir çok tarla alıp, Kerimoğlu’nun verdiği paraları tüketmiş olmasındandır.
Silindir şapka giyerek, o zamana göre tamamen bir gavur giyinişinde köye gelen Kerimoğlu, kendisini burada yapayalnız hissediyor. “Karım da yok, ne ev var ne de yurt” diyerek. Tanınmamak için giydiği kenarlı şapkayla evine gelip, bir gavur gibi de ses çıkararak, “var yumurta?” diye soruyor. Böyle davranarak ilk hanımı Güssün’ün dürüstlüğünü ve bir yabancıya nasıl davrandığını anlamak istiyor. Güssün ona, “hadi siktir git, köpek oğlu köpek” diyerek kovuyor.(18) Kerimoğlu ikinci kez evine gelişinde bu defa su istemiş, onu Rum sanan karısı yine kovunca, O; “var yatmak bir kilim üstünde, ahır olsa zararı yok, yeter ben kalmak” deyince, ona bir kilim yayıvermişler. Kerimoğlu, evde gördüğü bir erkek yüzünden hanımından şüphelenmeye başlayıp, daha dikkatle durumu izlerken, delikanlının bağlamasını düzmeye başlaması kuşkusunu daha da arttırmıştır. Başka erkeklerin de geldiğini görünce, “bizim hanım bozulmuş, ona bir ders vermeliyim” diye düşünmeye başlamıştır. Sazların çalınışı epeyce devam edip, bir ara biraz durur gibi olunca, Kerimoğlu yine cavur taklidi yaparak, “var borda bir Kerimoğlu eşkıya?” deyince, hanımının oynayışı olarak düşündüğü delikanlı ona, “sus köpek kafir, sen benim bubamı ni bilirsin?” diye çıkışıyor. Sazlar gene çalmaya devam ediyor. Kerimoğlu yine cavur taklidi yaparak, “var borda bir Kerimoğlu eşkıya, siz bilmez siniz onu?” diye sorunca, Kerimoğlu’nun ilk hanımı olan Güssün, bir cavur diye düşündüğü bu adama daha dikkatle bakmış, Kerimoğlu olduğunu bilerek, “kalk oğlum, bu buban” demiş. Murat anasının bu konuşmasına inanmamış ve ne olduğunu anlamamış bir durumdayken, “kalk oğlum kalk, bu buban elini öp” diyen annesinin Kerimoğlu’nun elini öpmesinden sonra, Murat cavur zannettiği bubasının elini öpmüş ve birbirlerine sarılmışlardır.(23)

Kerimoğlu, Güvercinlik’e çıkışından sonraki yaşantısını hep gizlilik içinde ve yakalanmamak dikkatiyle sürdürmüştür. O hep aynı yerde kalmaz, yer değiştirir dururdu. Kendi evinden(²) çok, yamaçta yaptırdığı gizli sığınağında(³) kalırdı. Bu yerin ve evinin pencereleri savunma düzenine göre yapılmıştı. Kerimoğlu sıkı arandığı zamanlarda Gereme’ye giderdi. O, Bodrum’daki Halk Kütüphanesi, Adliye binası ve daha pek çok malı olan Tiryandafili isimli çorbacının (Rumağası) önerisiyle Gereme’deki çorbacı Phalis tarafından gizlenir ve bakılırdı.(18) Çakır Güssün’ün, Çingen Halil Efe tarafından Dertli’nin Ali’nin evinden alınışında, Kerimoğlu’nun da olduğu bilinmektedir. 
Kerimoğlu’nu Çerkez Kaymakam ve o zamanın zenginleri korurdu. Bu ondan çekindiklerinden olmalıydı. “Oyneversin zenginlerin yüreği” diye Kerimoğlu türküsünde bu belirtilmiştir. Kerimoğlu, Hürriyetin (2.Meşrutiyet) 23 Temmuz 1908 (1324) de ilanından bir hafta önce, Çerkez Kaymakamın gizlice gönderdiği haber üzerine, Bodrum çarşısına pür silah inip, 32 yıllık eşkiyalık hayatına son vererek teslim olmuş ve Bodrum Kalesine –sözde- hapsedilmiştir. Bir hafta sonra da Hürriyetin ilanında çıkarılan afla salıverilmiş ve sözde hapisliği bitmiştir.

Ömrünün son 12 yılını evinde geçiren Kerimoğlu, en rahat ve korkusuz günlerinde bile çok dikkatli gezer, uykusu dahi böyle geçerdi. O, birgün Çiftlik’in Armutçuk mevkiindeki bir düğünde oyun yerine kamasını dikmiş, oyununu sürdürdükçe sürdürüyor. Kerimoğlu’nun bu meydan okuyuşuna kızan Kel Mustafa (Cenikli) ortaya yürüyerek, Kerimoğlu’nun kamasını ayağıyla iteleyip düşürüyor. 
-“ Kim kolunu kaldırırsa kendini yerde bulacak” diyor. Kerimoğlu da;
-“ Ey arkadaşlar bundan sonra Efe ben değilim, Kel Mustafa” diyor ve oradan ayrılıyor.(4-10)
Giderken arkadaşları ona soruyor;
-“ Efem bu şanına sığar mı?” diye. O da;
-“ Bırakın burada da bir it türesin” demiş. (4-25)
Kerimoğlu, çok sevdiği Selamoğlu Topal Mustafa’nın oğlu Hasan’ın düğününde oynarken, gırasını havaya kaldırarak atış etmek istiyor. O anda Selamoğlu;
-“ Otur len deli pezevenk, ortalığı velveleye verme” deyince, Kerimoğlu;
-“ gine eskisi gibi dağa çıkarım” diyor. (20)
Selamoğlu’nu kıramayıp, odunların yanışıyla oluşan düğün meşalesinin önünde diz çöke çöke Efece oyununu oynuyor. Kerimoğlu türküsünde “Selamoğlu silahları topladı” bundan sonra söylenmeye başlamıştır.

İlk eşi Güssün’ü çocuktan kaldı diye boşayan Kerimoğlu, Yeniköy’de bir ev yaptırıp, oğlu Murat’ı Mazı’dan bir kızla evlendirdikten sonra kendisi Karanlık’a geliyor. Güzel saz çalan ve berberlik de yapan Kerimoğlu, ikinci evliliğini Mumcular’dan Hacı İmam kızı Fatma ile yapmıştır. Bu evlilikten 1316 (1900) doğumlu en büyük oğlu İbrahim, sırasıyla Kerim, Süleyman, Mustafa(), Ali, Elif ve Ayşe isimli çocukları dünyaya gelmiştir.(23)

Kerimoğlu, 1336 (1920) yılında 85 yaşında ölmüştür.(27) O, Kerimoğlu türküsüyle Bodrum oyunlarında yaşamaktadır. Ona yakılan bu (Bodrum-Karaova yöresi) Kerimoğlu türküsü ve oyunu hareketlidir. Amca oğlu Eyüp Zeybek’e yakılan (Pisi=Yeşilyurt yöresi) Kerimoğlu türküsü ve oyunu ise ağırdır ve daha çok bilinen, çalınıp söylenen bu ağır olan formudur.


¹) Bu fotoğrafı ilk defa küçüklüğümde bizim evde görmüştüm. Yaklaşık 25x30 cm ebatlarında büyükçe bir fotoğraftı. Bizdeki orijinali miydi, değilse bize nerden gelmişti bilmiyorum. Sonra bizden alınıp Bodrum'a götürüldüğünü biliyorum, üzerindeki eski yazı okunmuş ve fotoğrafın kopyası çıkarılmış ve gittiği gibi olmasa da, bir şekilde geriye gelmişti.
²) Kerimoğlu’nun evinin fotoğrafı da en kısa zamanda çekilip buraya eklenecektir.
³) Kerimoğlu’nun dağda gizlendiği yerin fotoğrafı en kısa zamanda çekilerek buraya eklenecektir.
*) Kerimler Tepesi, Pınarlıbelen köyünün Karanlık mahallesindedir.
**)Yukarıdaki metinde (Türkünün hikayesi) parantez içinde yazılmış olan sayılar Mehmet USLU'nun kitabında, kaynak kişileri belirtmek için kullanılmıştır. Kaynak kişiler burada yazılmamışlardır. Bu sayfadaki çoğu bilgilerde olduğu gibi, bu türkünün hikayesi de Mehmet USLU'nun 
"Bodrum Türküleri, Manileri, Tekerlemeleri ve Marşları” kitabından alınmıştır. İzinsiz kullanılamaz.

(Mustafa Kocaman (H.1336 - 1956)' ın  oğlu, Kerimoğlu'nun torunu Muhammed Kocaman (1953 -   ) türkünün hikayesi, Kerimoğlu'nun yaşamıyla ilgili daha geniş bilgileri toplamakta, Yöre folklorunda önemli bir yer tutan Kerimoğlu'nun yaşamını sürdürdüğü yerlerin (ev vs.) koruma altına alınması için çalışmaktadır. İzinsiz kullanılamaz.

Hayıtlı

Hayıtlı 'dan çıktım da imanım, vardım Oluklu 'ya.
Oluklu'da üç cana kıydım döndüm ardıma.
Mektuplar da yazdım imanım taktım koluna,
Leşini de serdim künnük dalına.
Aldım tüfeğimi de imanım çıktım insan avına,
Jandarmalar kol kol olmuş Hayıtlı yolunda.
Hayıtlı Dağları 'm imanım kara duman bürüdü.
Dumanın içine a canım Mustafa yürüdü.
Mustafa 'nın sevdiği kızın adı Horu 'ydü,
Yaşı on beşe varmadan ömrü çürüdü.
Gençler mezarımı da imanım yan yana kazsınlar,
Mezarımın taşma Genç Mustafa yazsınlar.
Evlerine vardım imanım kapıları kapalı,
Mustafa 'ya sebep oldun Hayıtlı 'nın topalı

TÜRKÜNÜN HİKAYESİ

Ellili yılların başında, Dihiller sülalesinden Topal Salih ile ailesi, bir kan davası yüzünden Karadeniz'den kaçıp, Mumcular yöresine yerleşirler. Bir miktar mal mülk edindikten sonra, Fesleğen Yaylası 'na bağlı Hayıtlı Köyü 'nden genç Mustafa 'yi yanlarına yardımcı tutarlar. Mustafa, ailenin yanında çalışmaya başlar ama başlaması ile birlikte ailenin genç kızı Hörü' ye de abayı yakar. Topal Salih olayın farkına kısa sürede varır, çeker Mustafa 'yi bir kenara. Biraz kem küm, sonunda baklayı ağzından çıkartır Mustafa Topal Salih olayı anlayışla(!) karşılar, "Hele kız biraz daha serpilsin, dört yıl sonra senindir Hörü." der. Eh bu durumda Mustafa artık aileden sayılır. Çalışmasının karşılığında bir bedel ödenmez. Dört yıl boğaz tokluğuna it gibi çalışır. Dile kolay dört yıl bu. Ne zaman kolay geçer, ne Mustafa'nın sevdası eksilir. Ama sonuçta tamamlanır şart koşulan süre. Mustafa varır Salih 'in yanına ister Hörü 'yü. istemesine ister ama, işi biten Topal Salih durmaz sözünde, "Vermiyom kızı sana." der. Bir, iki, üç, beş, bakar ki Mustafa olmuyor, donandığı gibi basar Topal Salih 'in Oluklu 'daki kulübesini. Bir kez daha ister kızı. İhtiyar yine direnir, Mustafa sokar bıçağı Topal'm gırtlağına. Topal'ın karısı hamle yapınca kaçmak için, onu da bıçaklayıp kenara koyar. Sıra Hörü Kız'a gelince önce birlikte kaçmak için ikna etmeye çalışırsa da bakar ki o da karşı çıkıyor, iyiden çıldırır Mustafa. Sekiz parçaya doğrar sevdiğini. Sekiz parçaya doğrar da her bir parçasını, kasap dükkanında çengele asar gibi oracıktaki künnük ağacının dallarına asar. Sonra da vurur kendini Hayıtlı Dağları'na. Muğla 'dan jandarma gelir Mustafa 'nın peşine. On beş gün sürer takip. On beşinci gün Mustafa 'nın ölüsü köye indirilir.

Bu trajik öyküyü Mumcular'da Çelik Dayı'dan -Mustafa Bacaksız- dinledik. Çelik Dayı şimdilerinde yetmiş yaşında, arıcılıkla uğraşıyor. Ama arıcılıktan önde gelen özelliği, onun bir halk ozanı olması. Elli şu kadar yıldan beri cümbüş çalıp türkü yapıyor. Anlattığı bu öykünün türküsü, yani "Hayıtlı" türküsü de onun. Kendi tanık olduğu olayı, "Hayıtlı'dan çıktım da imanım, vardım Oluklu'ya" diye başladığı bu türküsüyle aktarmış 1959 yılında.

Allı Zeynebim

ALLI ZENEB'İM
Zeneb'in evleri hamam yolunda
Altın bilezikler yanar golunda (2)
Zeneb'im Zeneb'im allı Zeneb'im
Güzellerin içinde belli Zeneb'im
(Aleylerin içinde belli Zeneb'im
Üç köyün içinde belli Zeneb'im)
Zeneb sen güzelsin alı nelersing?
İnce belin üstüne şalı nelersing
Araname
Bağlantı
Zeneb bu güzellik var mı soyunda?
Elvan elvan güller açar goynunda (2)
Araname
Bağlantı
Zeneb'e yaptırdın altından darak
Dara da zülfünü gerdana bırak (2)
Araname
Bağlantı
Zeneb'in mantosu sıkmış belini
Ceplerine sokmuş tombul elini (2)
(Gördüm al dudakta pembe dilini)
Araname
Bağlantı
Zeneb'im oturmuş daşın üstüne
(Zeneb'im oturmuş dağın başına)
Al garanfil sokmuş gaşın üsdüne (2)
(Sürmeler mi çekmiş hilal gaşına)
Araname
Bağlantı
Zeneb'im oturmuş gayve bişirir
Kınalı parmaklarınnan filcan deşirir (2)
Araname
Bağlantı
Evlerinining önü Madran almesi
Sulara govermelere korkar annesi (2)
Araname
Bağlantı
Evlerining önü daşlık deyil mi?
Salla da şalvarını gençlik deyil mi?
Araname
Bağlantı
Evlerining önü hamama yakın
Zeneb sen güzesin çiçekler dakın (2)
(Zeneb sen güzesin nazardan sakın)
Araname
Bağlantı
Gölmeyining yeni haleli haleli
Her yannarın var emme gaşların belalı (2)
Araname
Bağlantı

A gız senin saçını ince de örmeli
Emsaling denging yokdur kimnere vermeli (2)
Araname
Bağlantı

İğdenin dalleri yerlere sallanır
Seni de seven oğlannar nası da dayanır? (2)
   Araname
  Bağlantı
Guca da dağ* başında mangal kömürü

Mevlam güzelleri versin ömürü (2)
   Araname
  Bağlantı
Guca da dağ başında buydi harmanı
Zevdalara tutuldum yoktur dermanı (2)
(Zevdalara tutuldum incedir dermanı)
   Araname
  Bağlantı
Guca da dağ başında harman olur mu?
Guru da zevdalara derman olur mu (2)
(Guru da zevda çekene ferman olur mu?)
   Araname
  Bağlantı
Guca da dağ başında harman güç olur
Güzellering yanında (goynunda) sabah tez olur (2)
   Araname
  Bağlantı
Evlerining önü düz deyil daşlık
Bi daha ele geçmez bu cavır gençlik (2)
   Araname
  Bağlantı
Giding evinize yollar dolaşır
İnsan sevdiğine (sürmelisine) tenhada ulaşır (2)
   Araname
  Bağlantı
Yüce de dağ başında gavışdım yare
Çok aradım derdime bulamadım çare (2)
   Araname
  Bağlantı
İğdenin dalleri esdiyi zaman
Nası da barışırız küsüdüyü zaman (2)
   Araname
  Bağlantı
Var git oğlan var git dengim deyising
Ak gerdan altın isder zengin deyising (2)

Not : Guca (Koca) Dağ, Gümüşlük limanının önündedir.

Ayve Dibi

AYVE DİBİ

Ah ayve dibi amman amman
Ah serin olur yavrum da yatmeye
Bağlantı
Ah gızla gelmiş amman amman
Ah sürü sürü yavrum da bakmeye
Bağlantı
Ah çekmecemin amman amman
Ah inatdarı yavrum da altından
Bağlantı
Ah bi yar sevdim amman amman
Ah asger oldu yavrum da bahdımdan
Bağlantı
Ah ayve dibi amman amman
Ah serin olur yavrum da dallere
Bağlantı
Ah bi yar sevdim amman amman
Ah nasib oldu yavrum da ellere
Bağlantı
Ah alıverin amman amman
Ah dabancamı yavrum da doldurem
Bağlantı
Ah doldurem de amman amman
Ah ben kendimi yavrum da öldürem
Bağlantı
Ah varın bakın amman amman
Ah gabir bene yavrum da dar geldi
Bağlantı
Ah bu gençlikde amman amman
Ah ölüm bana yavrum da zor geldi

Belalım

BELALIM
Çaya vardım cizmeyle belalım
Yar bulamadım gezmeyle
Çok metdaplı aldattım belalım
Gıyısı markalı mandille
(Çok hovarda aldattım belalım
(İpekli mandil vermeylen)
(Gaşımı gözümü süzmeylen)
Belalım belalım sen mising belalım
Sen benim deyil mising?
Hana vardım han deyil belalım
Pençiresi cam deyil
(Etrafları cam deyil)
Yarim hamamdan çıkmış belalım
Ayrılacak can deyil
(Dayanılıcek can deyil)
Belalım belalım sen mising belalım
Sen benim deyil mising?
Çaya vardım çayladım belalım
Gülü deste bağladım
Birini gendim için belalım
Birini yare yolladım
Belalım belalım sen mising belalım
Sen benim deyil mising?
Çaya vardım çayladım belalım
Çaydan balık avladım
Vardım yariming yanına belalım
(Ben yarimi görünce belalım)
Oturdum da ağladım
Belalım belalım sen mising belalım
Sen benim deyil mising?
Çaya vardım çay susuz belalım
Ela gözler uykusuz
Ellerin yari gelmiş belalım
Haniya da benim gaygusuz
Belalım belalım sen mising belalım
Sen benim deyil mising?
Yemenim dalda galdı belalım
Gözlerim yolda galdı
Tez gönder metdubunu belalım
Aklım hep sende galdı
Belalım belalım sen mising belalım
Sen benim deyil mising?

Çakır Eminem

ÇAKIR EMİNEM

Dağda da davar izi var (2)
Emine'min bende gözü var (2)
Emine'yi ben çok severim (2)
Doyulmaz cilvesi var (2)
Emine'm Emine'm Çakır Emine'm
Gözlerinin altı çukur Emine'm (2)
Dağda da tavşan yayılır (2)
Kemikleri sayılır (2)
Geçme de kapım (Eminem) önümden (2)
Seni de gören bayılır (2)
Emine'm Emine'm Çakır Emine'm (2)
Gözlerinin altı çukur Emine'm (2)
Dağda da davar güderim (2)
Emine'ye selam ederim (2)
Emine selamı almazsa (2)
Alır da başımı giderim (2)
(Başımı da alır giderim) (2)
Emine'm Emine'm Çakır Emine'm (2)
Gözlerinin altı çukur Emine'm (2)
Dağda dübek olur mu (2)
Ateşden gömlek (yasdık) olur mu (2)
El gızının goynunda
Uykuya amel olur mu? (2)
Emine'm Emine'm Çakır Emine'm (2)
Gözlerinin altı çukur Emine'm (2)

Çatal Çam

ÇATAL ÇAM

Çatal çama gurşun atdım
Geçmedi aman geçmedi
Nazlı da yare aman
Ağılaa da veedim içmedi (2)
(Rakılaa veedim a yarim de işmedi)
Çok sööledim bir sözlerim
Geçmedi amman geçmedi
Gıymetini amman (ben saramadım amman)
Bilene de düşmedi (2) (Sarana da aşkoosun)
Ay garannık (amanın amman) (İmanım amman)
Gece de mi çıktıng yollara?
Yarim deye amman
Sarılı mı veedin ellere? (2)
(Sarılı mı veedin a yarim de ellere)
Ay doomadan amanın amman
Şavkı da furdu daalara
Ay doomadan amman
Gece mi de (gece de mi) çıkdın yollara (2)
Gün mü doomuş amanın amman
Garibimin başına
Yeni de mi girmiş amman
Onüç ondört yaşına (2)
Bir tepeden bir tepeye
(Bir tepeden öbür tepeye)
Atıldım amman atıldım
Atıldım da amman
Aleylere gatıldım (2)
Onikidir amanın amman
(onikidir efeler amman)
Şu deermenin sereni
İçindeki amman
Urum deyil ermeni (2)
Ermeniye amanın amman
Nahal gönül veemeli
Çıkadabilsem amman
Şu daaların başına (2)
(Şu tepenin a yarim de başına)
Bir gemim var salı da veedim
Engine amman engine
Şindi de raabet amman
Güzel ilen de zengine (2)
Bir tepeden öbür tepeye
(Bir tepeden bir tepeye)
Ün olur amman ün olur
İnsan da sevdiyine
(Adam da sevdiyi yare)
Yanar da yanar kül olur.

Çekirgenin Tabırı

ÇEKİRGENİN TABIRI
Çekirgenin tabırı
Arpa da buydi batırı
Ben buralara gelmezdim amanın (2)
Nazlı da yarimin hatırı (2)
(Nazlı da gülümün hatırı)
Aranağme
Çekirgem uçmaz oldu
Ganadın açmaz oldu
Şu zamane gızları amanın (2)
Erkeden gaçmaz oldu(2)
Aranağme
Dabancamı doldurdum
Boş masaya gondurdum
Uyuyan gözlerini amanın (2)
Öperek uyandırdım 1. (2)
(Ah öperek uyandırdım)2.
Aranağme
Dambaşında siniler
Tisge de fursam iniler
Şu zamane gızları amanın (2)
Haftada goca yeniler (2)
Aranağme
Çekirgem uçuverdi
Ganadın açıverdi (kopuverdi)
Elin oolu deyil mi amanın (2)
Sevdi de (bırakıp) gaçıverdi
Aranağme
Dabancam dolu mermi
Adam bööle eder mi?
İnsan da sevdiği yari amanın
Bırakıp da (Bırakır da) gider mi?
(Terkedip de gider mi?)
Aranağme
Dabancam dolu fişek
Atarım yüssek yüssek
Haram da olsun sevdiğim amanın
(Haram da olsun a yarim amanın)
Sensiz de yaddığım döşek
(Sensiz yattığım döşek)

Demirciler Türküsü

Demirciler amman
Demir döver tunç olur
Sevik sevik ayrılması amman
Fidan boylum güç olur
(Çakır mayam güç olur)
(Orta boylum güç olur)
Haydindik çatal çamda özger var
Benim yarimde halka gibi gözler var
Haydindik çatal çamın özgeri
Yaktı beni o yarimin gözleri
Oduncular amman
Kıssa keser odunu
Canfes şalvar amman sıkadagomuş
Fidan boylum budunu
(Fatmacığın budunu)
(Fatma gızın budunu)
Haydindik al işliye mor düüme
Cavır gızı gine girdi gönnüme
Haydindik al işliye yandım ben
Gekgeleni gendi yarim sandım ben
Çok sööledim amman
Bir sözlerim geçmedi
Nazlı yare amman ağıla vedim
Fidan boylum içmedi
Haydindik ovalarda ganyaşı
Yarim asger dinmez gözümün yaşı
Haydindik çatal çamın dalleri
Nahal olucek ikimizin halleri
İnme de durnam inme
Bööle susuz köölere (çöllere) (göllere)
Ben gidersem amman sen galıyorsun
Fidan boylum ellere
Haydindik çatal çamın akması
Yaktı yandırdı Davazlı'nın Fatma'sı
Haydindik ovalarda örümcek
Bayılıvedim ben yarimi görüncek
Yansın İzmir yansın(Yansın İzmir amman)
kordon boyu kül olsun (demiryolu kül oosun)
Beni yardan amman ayıranın
(Ben gidersem fidan boylum amman)
İki gözü kör oosun
(Senin yarin kim oosun)
Haydindik cepkeninde mor susda
Şindiki gızlar erkekleden çok usda
Haydindik hane yapdım han oldu
Cavır gızı şu yannara nam oldu
(Şu Bodrum'a nam oldu)
Demirciler amman
Demir döver ocakda
Cavrın gızı amman hiç inmiyor
Gara gözlüm gucakda
Haydindik al işliye yandım ben
Geliyoranı gendi yarim sandım ben
Haydindik üç metelik on para
Şindiki gızlar erkeklerden zampara

Garabüberim

GARABÜBERİM
Zerdali çiçeklendi
Dalleri pülçüklendi
Ağle de gözlerim ağle
Ayrılık gerçeklendi
Ah garabüberim büberim esmeri güzelim
Kömür gözlüm nerelere gidelim
(Gara gözlüm yandı da ciğerim)
Zerdali de çiçeğim
Şaşdım nerden geçeyim
O yar da benim olmazsa
Ağııla mı içeyim?
Ah garabüberim büberim nerelere gidelim
Ben seni güccük yaştan severim
Beyaz keeme toz olur
Siyah keeme söz olur
Gel yeşiller keeyelim
Muradımız tez olur
Ah garabüberim büberim esmeri güzelim
Kömür gözlüm nerelere gidelim
Gara gara gazannar
Gara yazı yazannar
Cennet yüzü görmesin
Aramızı bozannar
Ah garabüberim büberim esmeri güzelim
Ben seni güccük ufak severim
Alme addım dereye
Gız çıktı pencireye
Gız Allahın seversen
Al beni içeriye
Ah garabüberim büberim esmeri güzelim
Kömür gözlüm nerelere gidelim
Merdimenim kırk ayak
Kırkına furdum dayak
Ben yarimi görüncek
Ne el tutar ne ayak
Ah garabüberim büberim esmeri güzelim
Ben seni güccük yaşdan severim
Merdimenden inmem ben
Basma da şalvar keemen ben
Kesiceksen canfes kes
Aaşam yanına (goynuna) gelmem ben
Ah garabüberim büberim esmeri güzelim
Kömür gözlüm nerelere gidelim
Dut ağacı deyilim
Dut verici deyilim
Uzakta durma yakın gel
Can alıcı deyilim
Ah garabüberim büberim esmeri güzelim
Ben seni güccük ufak severim
Ay dovar sini gibi
Sallanır selvi (sevli) gibi
Çok memleketler gezdim
Sevmedim senin gibi
Ah garabüberim büberim esmeri güzelim
Kömür gözlüm nerelere gidelim
Gara tavık tepeli
Gulakları küpeli
Evlenmeyin bekarlar
(Var bene evlen diyorlar)
Şindiki gızlar şüpheli
Ah garabüberim büberim esmeri güzelim
Kömür gözlüm nerelere gidelim
(Kömür gözlüm yandı da ciğerim)
Gara tavık havada
Yımırtası tavada
Evlenmeyin bekarlar
Şindiki gızlar hovarda
Ah garabüberim büberim nerelere gidelim
Ben seni güccük yaştan severim
Gara tavıgı kesmeli
Ganadından asmalı
Şu zamane gızlanı
Kitaplara basmalı
Garabüberim büberim esmeri güzelim
Gara gözlüm nerelere gidelim
İndim gamış kesmeye
Eyildim su işmeye
Ben yarimi görüncek
Ganatlandım uçmeye
Ah garabüberim büberim nerelere gidelim
Ben seni güccük yaştan severim
Şu gelen gayık mıdır?
Yelkene layık mıdır?
Yarim gitti asgere
Ağlasam ayıp mıdır?
Ah garabüberim büberim nerelere gidelim
Ben seni güccük yaştan severim
Şu daala olmasaydı
Gülleri solmasaydı
Ölüm allahın emri
Ayrılık olmasaydı
Ah garabüberim büberim esmeri güzelim
Kömür gözlüm nerelere gidelim
Alme atdım denize
Geliyor yüze yüze
Sealm söölen Reize
Tezkere göndersin bize
Ah garabüberim büberim esmeri güzelim
Kömür gözlüm nerelere gidelim
Hayat kapısı sürgülü
Şalvarları bürgülü
Fatma da gadını sorarsan
Yaymacı'nın bülbülü
Ah garabüberim büberim nerelere gidelim
Ben seni ufak yaştan severim
Uzun uzun gavaklar
Dökülüyor yapraklar
Pul pul olsun dökülsün
Seni öpen dudaklar
(Gız seni öpen dudaklar)
Ah garabüberim büberim esmeri güzelim
Gara gözlüm yandı da ciyerim
Dalan daladı beni
Gören ağladı beni
Ölüm var ayrılık yok
Yarim bağladı beni
Ah garabüberim büberim nerelere gidelim
Ben seni güccük yaştan severim
bi daş atdım geline
Gelin almaz eline
Vay şu gelinin haline
Düşmüş bahçevan eline
Ah garabüberim büberim esmeri güzelim
Kömür gözlüm nerelere gidelim
Tepe başı gedik mi?
Gız sene bişi dedik mi?
Bi gececik yatmeylen
Gül gül memeleeni yidik mi?
Ah garabüberim büberim nerelere gidelim
Ben seni ufak yaştan severim
Taze yaprak dolması
İçindedir gıyması
Her bi gızın harcı mı?
Gıravatlı maallimi sarması
Ah garabüberim büberim nerelere gidelim
Ben seni güccük yaştan severim
Hayat kapısı burmalı
Garşıya divan gurmalı
Eyerem de Moola'lı (Muğlalı) almazsa
Kemikleeni gırmalı
Ah garabüberim büberim esmeri güzelim
Kömür gözlüm nerelere gidelim

Gargı Deresinin Pinar Odunu

GARGI DERESİNİN PİNAR ODUNU
Gargı deresinin pinar odunu
A yavrım sürmelim
Amman gel gaçalım
Arabacı yol ver geçelim
Hanımlara fisdan biçelim
Erkeklere çuha dikelim
(arabacı doldur içelim)
(gızlara yol ver geçelim)
(Gızlara fisdan biçelim)
(Doldur da bir yudum içelim)
Nacaklar mı yardı senin budunu
A yavrım sürmelim
Amman gel gaçalım
Arabacı yol ver geçelim
Hanımlara fisdan biçelim
Erkeklere çuha dikelim
Altın tuğlu metdup geldi yarimden
A yavrım sürmelim
Amman gel gaçalım
Arabacı yol ver geçelim
Hanımlara fisdan biçelim
Erkeklere çuha dikelim

Mehmet USLU'nun Notu :

Gargı Deresi, hem Bodrum'da hem Datça'da vardır. Bu türkü Datça'daki Gargı deresinin olabilir. Oradaki Gargı deresinin değirmencisi Hakkı Çavuş içki ve sohbetleriyle meşhur. bu sohbetlere katılan yakını Bodrum'un Müsgebi (Ortakent) köyünden kemaneci Köroğlu (Hasan Hüseyin Salım) ile kardeşi darbukacı Fatmacık tarafından Bodrum'a yayıldığı kanısındayım. Çıkışı kesin olarak belli olmayan bu türkü, şekillenerek oynanan hareketli oyun havalarından biridir. Datça'da bu türkünün özel bir oyunu olduğu söylenir.

Gün Görünmez

GÜN GÖRÜNMEZ
Gün görünmez amman
Melengecin dalindan amman
Kimse bilmez
Ben fakirin halinden

Yaddım da yarimin dizine
Bakdım da ela (aale) gözüne
Gollar basmış uyanamadım
Ufecik de tefecik fidan da boylum
Yarim senden ayrılamadım

İlaman Çalıları

İLAMAN ÇALILARI
İlaman çalıları aman da amman
Yol ettim yalıları
İnadına sevicem aman da (amman) (Ayşem)
Çatlasın (dayıları) (halaları) (Gocalı Garıları)
Bağlantı
Yalıların gumuyum (aman da amman) (a yarim amman)
Balıkların puluyum
Alıceksen al beni aman da amman
Ben de Allah guluyum
Bağlantı
Yalı da gezer oldum aman da amman
Okuyup yazar oldum
Gız ben senin aşkından aman da amman
Gurudum gazel oldum
Bağlantı
Ay dovar pençireden aman da amman
Ben sandım sabah oldu
Açdım bakdım yorganı aman da amman
Yar goynumdan gayboldu
Bağlantı
Gül gibi açıyorsun aman da amman
Neşeler saçıyarsun
Aldadıp gaçıyorsun aman da amman
Ne de yaramaz Ayşe'm (Seni gidi yaramaz Ayşe'm)
Bağlantı
Gençliğin bir hızı var aman da amman
Galbimdeki sızılar
Yanakda gırmızı var aman amman
Utanmış biraz Ayşe'm

Sürmeli Yarim

SÜRMELİ YARİM
Aman da aman sürmeli yarim sürmeli
Ellerine sarı da leralar vermeli (2)

Aman da aman ineğinnen tanası
Gızı bene yanmış ni garışır anası (2)

Aman da aman yeni de caminin camları
Bööle mi isdemiş şindiki bayannarın cannarı (2)

Aman da aman yeni de çıktım deppodan
İsdedim de veemediler al yanaklı şebbodan (2)

Aman da aman çakdım da çakdım yanmadı
A gahbenin gızı sözlerime ganmadı (2)
(cavırıng dooduna çok sööledim ganmadı)
Aman da aman çıralar goydum yanmadı
O cavırın doorduna neler de verdim ganmadı (2)
(O gahbenin gızına neler de sööledim ganmadı)

Aman da aman olmeyo bööle bööle
A cavırın gızı galbindekini sööle (2)

Aman da aman odun da sardım eşşeğe
Güvencin yok idi niden yaddın döşeğe (2)

Aman da aman çıralar goydum ocağa
Şindiki gızlar gendisi gelir gucağa (2)

Mehmet USLU'nun Notu : Bir söyleşi topluluğu olan bu türkü, daha çok Karaovalılar'ın bir oyun havasıdır.

Keklik Gondu Kesmeye

KEKLİK GONDU KESMEYE
Keklik gondu kesmeye*
Sular indi teşmeye
Çoktan gözden kestirdim
Gız seni alık gaçmeye

Dağlarım amman yeşil yeşil dağlarım
Yarim asger onun için ağlarım

Şu dağlar olmasaydı
Çiçeği solmasaydı
Ölüm Allah'ın emri
Ayrılık olmasaydı

Dağlarım amman yeşil yeşil dağlarım
Yarim asger onun için ağlarım

Şu dağlar maviş durur
Geleni gavışdırır
Merak etme sevgilim
Hak bizi gavışdırır

Dağlarım amman yeşil yeşil dağlarım
Yarim asger onun için ağlarım
Deniz üstünde motur
Ben işliyem sen otur
Gızlar sevdiği yare
İpekli mandil dokur
Dağlarım amman yeşil yeşil dağlarım
Yarim asger onun için ağlarım

Keklik gondu çalıya
Sular indi yalıya
Annen seni bene veemezse
Gaçacağız salıya

Dağlarım amman yeşil yeşil dağlarım
Yarim asger onun için ağlarım
**(Bağlarım amman yeşil yeşil bağlarım)
(Yarim asger onun için ağlarım)

*) Kesme : Dağlarda yetişen ve defneye benzeyen bir ağaçcık.

**) Bu türkünün nakarat kısmı kimi kişiler tarafından "Dağlarım amman yeşil yeşil dağlarım", bazı kişiler tarafından da "Bağlarım amman yeşil yeşil bağlarım" olarak söylenir.

BODRUM HAKİMİ - Bilinen Çalınan Hali

BODRUM HAKİMİ

(Bilinen Çalınan Hali)

Bodrum'lular erken biçer ekini
Feleğe kurban mı gittin Bodrum Hakimi
Nasıl astın Mefaret Hanım ipe de kendini
Altın makas gümüş bıçak ile doğradılar tenini

Şu Bodrum'un dağlarında Ceylanlar dolaşır
Kara haber Mefaret Hanım pek de tez ulaşır
Hakim Hanımın memleketi Kütahya Tavşan
Hakim Hanım sen eyledin bizleri perişan

 

(yazar)